Kapat

Kuşça Celil’in Peribacaları ( Ana Kız & Orman Hikayeleri )

Celil Boğazı

Kuşça Celil’in Peribacaları ( Ana & Orman Hikayeleri )

İki milyon yıl önce Konya yöresinde dev bir göl yok oldu. Rüzgar ve yağmur geride kalanları hiç acele etmeden şekillendirdi. Ve jeolojik bir mucize ortaya çıktı. Cihanbeyli ilçesinde, Celil Boğazı’nda kurak ve sapsarı bir arzide yükselen bu hazineler ilk kez ’la belgeleniyor.

Yazı: Yıldırım Güngör / Fotoğraflar: Cüneyt Oğuztüzun / Derleyen: Nevruz Bağcı

Erozyon, arazinin yumuşak bölümlerini alıp götürürken kayaların hakim olduğu dayanıklı kısımlar ayakta kalıyor. Cihanbeyli’nin beldesinde yer alan peribacalarının sırrıda bu. Rüzgar ve suyun neden olduğu binyallara yayılan aşınma süreçleri yöreye benzersiz doğal anıtlarını kazandırıyor.

Celil Boğazı’nın anıtları, şekillerine ve gün ışığının yönüne göre hayat gücünü zorlayan farklı görüntüler yaratıyor. Aşınmaya direnen kayaçlar, bir aradayken deve kervanlarını andırıyor. Bu oluşumlar uzun süre dinametli parçalanarak ev yapımında kullanıldı. Neyse ki son yıllardaki çabalarla bunun önüne geçildi (üstte). Peribacaları yeryüzü tarihinin bir kesiti hakkında bize bilgiler veriyor; bölgede yşayan canlıları, akarsu rejimini kuraklık gibi olayları anlatıyor. Jeolojik açıdan büyük önem taşıyan bu alanların mutlaka korunması gerekiyor (karşı sayfada).

Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı kuşca beldesinin sınırlarındaki Celil Boğazı’ndayız. Buradaki irili ufaklı vadiler, dünya ölçeğinde nadir hazineler gizliyor. Kapadokya, Afyon ve Narman’dan sonra Türkiye’nin dördüncü peribacası bölgesindeyiz; yörede yaşayanlar dışında çok az kişinin bildiği oluşumları keşfedeceğimiz için doğrusu çok heyecanlıyım.

Celil Boğazı’nın tüm peribacalarını görmek için birkaç gün hiç durmdan yürümek gerek. Biz de bunu yapıyoruz. Toprağa bata çıka ilerliyoruz. Üzerinde yürüdüğümüz yumuşak zemin, vadide böylesine muhteşem doğal anıtların nasıl ortaya çıktığı çok iyi açıklıyor: Arazı, erozyona çok uygun. Her bir peribacasının önünde dakikalarca vakit geçiriyoruz. Vakit henüz erken ama güneş ortalığı kavuruyor. Yürümekten kendimizi alamıyoruz ama yanımızda içecek bir şeyler yok. Sanırım epey susuz kalacağız. Çünkü vadi son derece kurak ve girşine kadar su yok.

O tepe senin bu tepe benim ilerlerken gözüm aşağılardaki bir yeşilliğe takılıyor. Çölü andıran böyle bir yerde bunun tek bir nedeni olabilir: Su. Hızlanarak oraya yöneliyorum; yaklaştıkça da su sesi duymaya başlıyorum. Yamaçtan indiğim dere tabanı ıslak, az da olsa su akıyor içinden. Dere yatağı boyunca yürüyorum. Su birden artıyor, sınırlı bir alanda derenin her iki yamacından tel tel su dökülüyor. İlk yaptığım şey susuzluğumu gidermek.

Su soğuk, derinlerden geliyor. Elimi kayaya dayıp içerken biraz ileride çalılıklara takılıyor gözüm. Üzerleri bez parçalarıyla dolu. Belli ki birileri dilek tutmuş. Aklıma Kuşca Belediye Başkanı Etem Olgun’un anlattığı öykü geliyor. belli günlerde gelip dilekler tuttuğu “ana-kız” denen yer.

 

Ana-Kız Hikayesi

Ana-Kız Hikayesi

Rivayet şudur: Celil Boğazı’nda, “Ara Ağız” denen mevkide çadır kuran göçebeler arasında bir ana kızın sevgisi dillere destandır. Bir birilerinden ayrı bir dakika bile boşa geçen zamandır onlar için. Günün birinde Celil Boğazı’na yolu düşen bir delikanlıya gönlünü kaptırır kız. Delikanlı da boş değildir ona karşı. Bir süre sonra evlenmeye karar verirler. Kız, evlenince de annesiyle birlikte kalacağını düşünür ama aslında sevgilisi onu ailesinin yanına götürmeyi düşünmektedir. Evlendikten sonra da kıza gitme zamanının geldiğini bildirir. Kız ağlayarak böyle bir şeyin asla olamayacağını ve annesini terk etmeyeceğini söyler. Ama eşini kararından vazgeçirmesi olanaksızdır. Delikanlı son bir gece daha annesiyle kalmasına izin verir. Anne kız sabaha kadar bir birilerine sarılarak ağlar. Allah’a dua ederler “bizi ayırmaktansa taşa döndür” diye. Sabahın ilk ışıklarıyla delikanlı gelir, kızı zorla annesinden ayırır ve ata bindirir. Ara Ağız, ana kızın haykırışlarıyla inler. Kız dörtnala giden attan atlayarak annesine koşar. Ama kavuşmalarına çok az mesafe kala ikisi de taşa dönüşür. Bir birilerine o kadar yakınken ne birleşmiş ne de ayrı kalmışlardır. Taşlaşan ana kızın gözlerinden sürekli yaş akmaya başlar; o gün bugündür de dinmez. Bu taşların şifalı olduğuna inanılır, her yıl yüzlerce kişi onları ziyaret eder ve biraz ilerideki çalılıklara bez bağlayarak dilek tutar.

Ana kızdan ayrılarak vadinin ana girişine ilerlemeyi sürdürüyoruz. Vadinin tabanına indikçe etrafı yüzlerce meyve ağacı kaplıyor. Henüz fidan halindeler bu kadar kurak bir yerde böyle bir manzara görmek hem şaşırtıyor, hem de sevindiriyor insanı. Vadinin girişinde Belediye Başkanı Etem Olgun’la buluşuyoruz. Bir zamanlar Celil Boğazın’ın ormanla kaplı olduğunu söylüyor ve bir orman hikayesi anlatıyor bize..

Gözleri Görmeyen bir nine, eşek üstünde Kuşça’dan komşu kasaba Yeniceoba’ya giderken torununa “Celil Boğazı’na geldiğimizde bana haber vermeyi unutma” demiş. Torunu da boğazdan geçerken onu uyarmış. Nine sürekli elini önde tutup bir şeylerden korunmaya çalışıyormuş. Torunu ne yaptığını sorunca “Buralarda sıkı orman var, dallar çarpmasın diye korunmaya çalışıyorum” demiş. Ama yıllar için de ormanlık alan yakacak için kesile kesile bitmiş.

Şimdilerde boğazda eski günlerden kalma iki yaşlı söğüt var sadece. Yörede ormanın bitmesiyle erozyon da hızlandı; Celil Boğazı ve etrafı artık çöl görünümünde. Ancak Kuşca Belediyesi yeşile karşı çok duyarlı. Özel bir projeyle Kuşça civarında 80 bin ağaç dikildi, İskandinav ülkelerinde çalışan Kuşçalılar da bu çalışmaya büyük destek verdi. Çoğu meyve ağacı olan fidanların büyük bir çoğunluğu tuttu; bu yıl bazıları meyve bile verdi. Eğer proje başarıya ulaşırsa Kuşça sadece Celil Boğazı’yla değil yeşilliğiyle de gündeme gelecek. Şimdi bütün umut, boğazın yeniden ormana kavuşması.

Celil Boğazı’nın tabanı, tektonik özellikleri nedeniyle zengin su kaynaklarına sahip. “Ana kız” da dahil olmak üzere küçük vadilerden sızan sular, yöredeki tüm ağaçlara yetiyor. Üstelik tarım alanlarında damlama yöntemiyle sulama yapılıyor ve bu büyük tasarruf sağlıyor. Ana kızın gözyaşları, çalılara çapıt bağlayarak dilek tutanlara çare olmuş mudur bilinmez. Ama bu gözyaşları modern bir projenin esin kaynağı şu anda, ana kız çevreye bereket veriyor desek yalan olmaz.

Celil Boğazı’ndaki oluşumların önemi yakın zamana kadar bilinmiyordu, Bu yüzden uzun süre ciddi tahribatlar yaşadılar. Bu durum aslında bölgedeki ilk insan yerleşimleriyle başladı. Yörenin ilk sakinleri, oyulması kolay bu kayaların içlerine barınak ve tapınaklar yaptı. SOnrakiler ise ne yazık ki onları dinamitle, krikoyla parçalayarak ev yapımında kullandı. Etem Olgun, yakın zamana kadar bir çok doğal anıtın bu şekilde yok edildiğini söylüyor. Olgun, belediye başkanı olduktan sonra yörenin korunmasına özen gösterdi, şu anda tahribat tamamen bitmiş durumda. Vadiyi gezerken bize yüksekçe bir nokta da bulunan krikoyu gösteriyor. Tahribatın delili olarak öylece orada duruyor kriko.

 

Celil Boğazı Efsaneleri

Celil Boğazı Efsaneleri

Bu aleti çatlaklara sokarak genişletiyor kayaların düşmesini sağlıyorlarmış, daha sonra da keserek ev yapımında kullanıyorlarmış.

Bu tür doğal oluşumlar, bize yer yuvarlağının belli bir dönmedeki kesitini sunar.İçlerindeki mesajları çözerek birkaç milyon yıl önce orada ne tür iklim değişikliliklerinin olduğunu, ne tür canlıların yaşadğını, bölgenin akarsu rejimini nasıl olduğunu anlamaya çalışırız. Bu delilleri yok etmek, örneğin kuraklık gibi olayların daha önce hangi dönemlerde tekrarlandığını öğrenmemize engel olur. Bu nedenle bu tür jeolojik miras unsurlarının “jeopark” veya “jeosit” ilan edilip korunmaya alınması gerekiyor.

Bölgedeki insan varlığının geçmişine ışık tutabilecek iki mağara var. Biri vadinin girişinde, diğeri de epey içlerinde ve girilmeyecek kadar yüksek bir noktada. İlk mağaraya merdivenle çıkılıyor. Birkaç odadan oluşan mağara bir mabedi andırıyor ama içinde en küçük bir iz kalmamış. Mağaradan inince belediye başkanından erozyonun hızına dair çarpıcı bir örnek dinliyoruz: “Ben çocukken bu mağaraya çok kolay girerdik. Şu yukarıda gördüğünüz basamaklar toprakla birdi neredeyse, onlardan çıkarak mağara da oyun oynardık. Ormanın yok olması erozyonu çok hızlandırdı, toprak aşınarak mağaranın girişini yukarıda bıraktı. Artık merdivenle bile zor ulaşıyoruz.”

Gerçekten de giriş neredeyse iki metre yükseklikle kazanmış. Dikilen ağaçlar tutarsa eğer, erozyonun hızı azalacak. Ancak diğer taraftan vadi bu görkemli görünümünü de erozyona borçlu aslında. Jeolojik süreçte gelişen erozyon, bu denli muhteşem doğal anıtların ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Celil Boğazı’nda da çökelmeden sonra aşınma süreçleri başladı. Önce yağmur suları çatlaklara sızdı veburaları oymaya başladı; ikinci aşamada da çatlakları rüzgar şekillendirdi. Aşınma sırasında sağlam bir kayanın bulunduğu yerler aşınmaya direndi, kaya ve altlarındaki tabaka korundu. Yumuşak kesimler hızla alçalırken seri olanlar yukarıda kalmayı başlardı. Yağmur ve rüzgarın binlerce yıllık işbirliği, Anadolu’ya özel peribacası alanlarından birini kazandırdı.

Tabi tek neden erozyon değil, Celil Boğazı faylarla kuşatılmış durumda, Faylanma nedeniyle ezilen kesimler daha kolay aşınıyor, ezik zonların uzağında kalan kesimler ise aşınmaya direnerek bu doğal anıtları yaratıyor. Faylanma, Celil Boğazı’nın su varlığı açısından neden bu kadar zengin olduğunu da açıklıyor, Doğa,  tektonizma ile bir taraftan yer şekilleri oluşturuyor, diğer taraftan ezik zonlardan çıkan sular bölgeye hayat veriyor.Boğazda aşınma o denli fazla ki rüzgarlı bir günde bunu gözle takip etmek bile mümkün.

Celil Boğazı keşiflerine sabahın erken saatlerinde başlıyoruz. Biraz ilerimizde bir kontes eteğini sürükleyerek baloya gidiyor, uşakları da arkasına takılmış. Başka bir yerde çocukları tarafından çevrelenmiş bir anne görüyoruz. Peribacaları sınır tanımıyor, ne görmek istiyorsak onu görebiliyor. Gün ışığının açısına göre şekiller saat saat bambaşka şekillere bürünüyor.

Öğleden sonra üzerimizde beliren iki karaaltı dikkatimizi çekiyor: Üç kartal yukarılardan bizi izliyor. Peribacalarının birinin üzerinde gördüğümüz yuvanın sakinleri bunlar olsa gerek. İlk kez kartalların bu kadar çok çığlık attığına rastlıyorum.

Neşeleri yerinde olsa gerek. Yarım saat sonra ise besili bir tilkiyle karşılaşıyoruz, Sonraki günlerde aynı tilki birçok kez karşımıza çıkıyor. Yörede ayrıca çok sayıda tavşan bulunuyor. Celil Boğazı, yaban hayat açısından da sürprizler barındırıyor. Akşam iniyor artık. Kartallar hala hava av peşinde, Bİrazdan tüm vadi karanlığa gömülecek ve peribacaları sabah ışığına kadar kendilerini göstermeyecek. Gün doğduktan sonra ise binlerce yıldır olduğu gibi tüm görkemleriyle ortaya çıkacak ve tüm vadiye gemen olacaklar, Bu muhteşem doğal anıtların kısa süre içinde koruma altına alınacağını umuyorum. Böylece peribacaları ve kartallar daha özgür olacak…

Önemli Bilgiler:

  • Doğal anıtlar, Kuşca mahallesinin merkezine 2 kilometre dışında.
  • Yörenin faylarla kuşatılması, peribacalarının bir diğer nedeni, Faylanmanın arazide yol açtığı ezilmeler de doğal anıtların oluşumunu etkiliyor.
  • Celil Boğazı, uzun bir sürecin ürünü. Küçük vadi sistemleri daha yakın dönemdeki aşınmaların izlerini taşıyopr. Birkaç kuşak öncesine dek ormanlık olan boğaz artık çıplak, bu yüzden erozyonun hızı daha da artmış durumda. Mabet olarak kullanılmış eski mağaranın girişi aşınma yüzünden iki metre kadar yükselmiş; artık merdivenle ulaşılıyor. Oysa Kuşça maallesinin çoğu sakini ona tek basamakla girdikleri yılları hatırlıyor.

Kaynak:

Aylık Coğrafya Ve Keşif Dergisi ATLAS; Sayfa 80,81,82,83,84,85,86,87,88. ()

Fotoğraflar: Celil Boğazı Twitter hesabı (2015)

Mobil Onay - SMS Onay
Aradığınızı bulamadınız mı ? Sorun cevaplayalım ... Sende hemen >> Tıkla Sor

“Kuşça Celil’in Peribacaları ( Ana Kız & Orman Hikayeleri )” üzerine 17 yorum

  1. Seyda says:
  2. Dila says:
  3. Özgür Buğra says:
  4. Melissa says:
  5. Mustafa says:
  6. Demirkan says:
  7. veysel says:
Daha Fazla Yorum Yükle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir